Beşiktaş Uluslararası Fotoğraf Festivali

Türkiye’de yeni bir fotoğraf festivali dönemi başlıyor.

Fotoistanbul 2014 Ekibi ve Beşiktaş Belediyesi tarafından organize edilen bu etkinlik, 50’den fazla sergi, 80 slideshow ve 6 workshop içeriyor. Ayrıca sanatçıların, eğitimcilerin, tasarımcıların ve editörlerin vereceği konferanslar ve katılanların portfolio değerlendirmeleri de 18-24 Ekim tarihleri arasında Fotoİstanbul’da olacak.

Festival ile ilgili detaylı bilgiye, festival programına Fotoistanbul’un sitesinden ulaşabilirsiniz. Festival açılış töreni 18 Ekim Cumartesi günü saat 16:00’da Barbaros Meydanı’nda gerçekleşecek.

Beşiktaş Uluslararası Fotoğraf Festivali’nde yer alan Bülent Yazıcıoğlu “İSTANBUL’da Kayıp Zaman Sesleri” adını verdiği fotoğraf gösterimi yer alacak.

“ Fotoğrafla kurduğum, bulduğum hikayelerim, hayatı ölümsüzleştirse de bir nebze, ölümüme emanetimdirler…”

“ İnsanlar içinde yaşasın diye yapıldı bu dünya; Tanrı, ışık olsun dedi ve hayat başladı…Gel gör ki, insan çok hazırlıksız yakalandı; Eline yüzüne bulaştırdı birçok şeyi.

Mevsimler geldi geçti, ömür de öyle…Her insan bir hikaye bıraktı geriye; biri bitti, adına ölüm dendi, diğeri başladı. Başka biri o hikaye’yi bir yerlerinden devraldı ve hayat devam etti durdu; Buğu bıraktı kimi, kimi hiç farkedilmedi, acı bıraktı çok, silinmeyen derin izler bıraktı bazıları. Mutluluk, sevinç ve çoşku bırakana rastlanmadı henüz. Çok azı yaşadı adamakıllı;bir çoğu altında kaldı hayatın, çoğu da yarım kaldı, yanlış oldu, heba olup gitti…

Dokunamadı, göremedi, anlayamadı belki ama, hep zamanla yarıştı, zamana yenildi durdu insanoğlu, içinden geçip gitti zamanın; Bıçak sırtında huzura durmak gibiydi zaman insan için adeta…

Oysa, gerçek dünya gördüğümüz sınırların az ötesindeydi; Çaresiz, çok ağır dünya; Kaos, karmaşa ve çelişki dolu dünya…Biliyordu ve derinden bir ses işitiyordu kayıp zamanlardan kulağına çalınan ve gözleriyle aradığı; O ses “ anlat bana dünya nasıl bir yer “ dedi ve yola koyuldu adam…

Başka bir zaman hikayesiydi bu, kayıp zamanda bir yolculuk; ne aradığını, nereye ve neye ulaşacağını bilemediği…Dünyayla bütün bağları kopmuş, nefessiz kalmıştı; sonsuz bir uzaklığın ulaşılamazlığı gibi. Yabansı çığlıklarını fırlatıp attı gökyüzüne doğru ve bir gürültü patladı orada, kuru bir gök gürültüsü. Ve sessizce, yenilgiyle yere serildi adam…

Bir yol olmalıydı bir yerlerde; zamansız, sessiz, dünyasız bir yol; çok uzun bir yol… Hiç bitmesin dedi ses, o yol; ciddi olmalısın dedi, yolu çok ciddiye almalısın dedi…Ve, ölümün gözleriyle Tanrı’yı aramaya koyuldu adam. Yağmurdan oluşan nehri içine içine akıtmak ve o nehirle sürüklenip gitmek istiyordu ardına bakmadan…

Sonra, bir yaprak düştü kayıp zamandan yere. Buradaki hayat bitmişti…Siyah-beyaz fotoğraflar sararmaya başladı birer birer. Gözleri doldu adamın, kimseyle gözgöze gelmiyor, ileriye doğru bakıyordu, sadece gideceği yere. İşte, tam da burasıydı; gidenler biliyordu ama geride kalanlar bilemiyordu. Bilemezdi; bilinemez, duyulamaz olanın gerçekliğiydi bu; Kayıp zamandan yeryüzüne düşen; sessiz, sert ve yırtıcı bir sesti…

Sessizlik, ağır ve bomboş…Fırtına dinmişti…Fotoğraf denen o meçhule sığındı adam ve hiç bitmeyecek olan o yola koyuldu…

Bülent Yazıcıoğlu

Yorum yapınız

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak